Aksiyomatik Düşünce Nedir? (Bunu Düşünürken “Gerçekten Mi?” Dediğimi Biliyorum)
Aksiyomatik düşünce, adını duydum ama ne demek olduğunu anlamadım diyorsanız yalnız değilsiniz. Beni takip edin, çünkü buradan sonra her şeyi “tamam, bunu anladım” diyerek geçeceğiz. Aslında, bazen çok derin düşünmeye başladığınızda, aklınızın içinde bir yerlerde, “Ya, dur! Bu kadar düşünme, hayat kısa!” diyen bir ses de olur. İşte, o sesin tam zıddı olan bir düşünce biçimine adım atıyoruz: aksiyomatik düşünce.
Aksiyomatik Düşünceyi Anlamak: Sonunda Bir Anlam Bulmak
Aksiyomatik düşünce nedir sorusuna, hayatta her şeyin temeli olan ve doğru olduğu kabul edilen önermelere (aksiyomlara) dayanan bir düşünme biçimi diyebiliriz. Bu aksiyomlar o kadar temeldir ki, tartışmaya bile açık değildirler. Hani bazen kendi kafanda “bunu böyle kabul ediyorum, bu doğru” dediğin durumlar vardır ya… İşte o durumlar aksiyomatik düşüncenin tam kendisidir. Mesela, “Sabahları kahve içmeden uyanamam” gibi bir düşünceyi de aksiyomatik kabul edebilirsiniz. Bunu sorgulamadan kabul ediyorsunuz ve ne kadar içinden “kötü bir alışkanlık” gibi sesler çıksa da, “Bunu yapacağım, çünkü öyle” diyorsunuz.
Bu kadar felsefi girizgâh yeter; gelin, hayatımıza nasıl aksiyomatik bir şekilde düşünceler yerleşiyor, ona bakalım.
Sabah Kahvesi Aksiyomu: Aksiyomatik Düşüncenin Öne Çıktığı Anlar
Sabahları uyanmak, herkesin bildiği gibi zordur. Ancak benim için bu süreç, aksiyomatik düşüncenin gerçek anlamını keşfettiğim bir yer haline geldi. Zira saat 07:30’da uyanıp, yataktan çıkmam için tek şey kahve. Sanki bu, evrensel bir yasa gibi. Bir arkadaşım şöyle demişti:
Arkadaş: “Abi, sabahları neden böyle grump bir insansın?”
Ben: “Kahvemi içmeden insan olmuyorum, başka bir teori geliştir.”
Arkadaş: “Ya birader, sen de bu aksiyomatik düşünceyi nereye çekiyorsun!”
İşte, bir “aksiyomatik düşünce” daha: Kahve içmeden insan olamamak. Hiç bir şekilde sorgulamadan, sadece “Bu böyle” diyorum. Ve her şeyin doğru olduğu kabul edilen bu önermeyle devam ediyorum.
Fakat bu aksiyom, bir bakıma benim kendi içimdeki çok derin bir düşünme döngüsünün ürünü: “Bunu niye kabul ediyorum, acaba başka bir şey mi doğru?” Bunu sorgulamak yerine, kahvemi alıp rahatlıyorum, çünkü düşüncelerin temel aksiyomları ne kadar rahatlatıcı olursa, hayat da bir o kadar kolay hale gelir. “Sadece kahve iç” diyorsanız, evet, her şey daha basitleşir.
Aksiyomatik Düşüncenin Kıskacındaki Hayat
İzmir’de yaşarken, çok fazla insana rastlıyorum. Bu yüzden aksiyomatik düşüncelerin, hemen hemen herkesin hayatında olduğu gibi, bende de hızlıca yayılmaya başladığını fark ediyorum. Hani şu küçük “yapmam gereken şeyler” var ya, işte onları gerçekleştirme sürecinde de çok net aksiyomlarım oluşuyor. Mesela şunu diyorum: “Bugün hava güzel, dışarı çıkıp spor yapacağım.” Bunu söyledikten sonra içimde bir ses, “Eee ama senin spor salonuna gitmen gerek. O da pahalı. Üstelik biraz tembelsin. Sadece bir yürüyüş yapmaya git” diyor. Ama hayır, ben kendime, “spor salonuna git, çünkü tembellik aksiyomunu kabul etmiyorum” diyorum.
İç sesim, bu aksiyomatik düşünceyi sürekli sorguluyor. Ama ben hala “Hayır, bugün spor salonuna gidiyorum, çünkü bu doğru bir hareket” diye düşünerek, bu düşünceyi hiçbir şekilde sorgulamadan, aksiyom olarak kabul ediyorum. İşte bu, aksiyomatik düşüncenin büyüsü: Kendini bu kadar rahatça inandırabiliyorsun.
Aksiyomatik Düşüncenin Günlük Hayattaki Komik Yansımaları
Bir gün bir arkadaşımın evine gittim. Akşamdan önce “yarın kesin pizza söyleyeceğim” diye bir aksiyom kabul etmişim. Bunu, hiç sorgulamadan, “Bu doğru, pizza yiyeceğim” diyerek kafamda bir önermeye dönüştürmüşüm. Fakat saat 15:00 civarı, pizza siparişi verme vakti geldiğinde, hiç düşündünüz mü, bir pizza sadece yemek midir?
Ben: “Yahu, pizza siparişi vermeliyim. Bu bir aksiyom, doğru bir hareket.”
İç ses: “Peki, ama diğer arkadaşlar ne düşünür? Herkes sağlıklı yemekler söylüyor, sen pizza…?”
Ben: “Ama pizza, evrensel bir doğru! Aksiyom!”
Yani, bazen aksiyomatik düşünceler bana göre öyle bir hal alır ki, aslında sadece kendi içimdeki rahatlık ve alışkanlıkla hareket ediyorum. Asıl felsefi ve derin soru, işte tam bu noktada başlar: “Bu doğruyu neden kabul ediyorum?” Ama o sorunun cevabını bulana kadar pizza soğur, ne yazık ki!
“Kendi Kendini Sorgulama Aksiyomu”
Bir arkadaşım, geçenlerde bana “Aksiyomatik düşünme” üzerine çok derin bir soru sormuştu. Hani bazen arkadaş ortamlarında herkes bir konuya dalar ve bir anda felsefi bir tartışma başlar ya… İşte o tartışmada arkadaşım dedi ki:
Arkadaş: “Peki, aksiyomatik düşünce, bazen kendimize zarar veriyor olabilir mi?”
Ben: “Hmm… Sana öyle geliyor ama bence her şeyin temeli olan aksiyomları sorgulamadan yaşamalıyız.”
Arkadaş: “Yani sabahları kahve içmek gibi, değil mi?”
Ben: “Aynen, hiç sorgulamadan! Ama bir yandan da, neden içtiğimi düşünmek, bir aksiyomatik düşüncenin de yarattığı bir tür kısıtlılık olabilir mi?”
O an bir sessizlik oldu ve sonra güldük. Bazen öyle derinleşiyor ki işler, aksiyomatik düşünceler bile tuhaf bir hale geliyor. Hatta bazen, kafanda düşünüp durduğun o aksiyomlar, seni bir çıkmaza sokabiliyor. “İyi de ben neden bu kadar düşünmeye başladım?” diye sorduğumda iç sesim “İşte, aksiyomatik düşünme” diyor.
Sonuç Olarak: Aksiyomatik Düşünce Hayatımızın Vazgeçilmezi
Aksiyomatik düşünce, bu hayatta hepimizin içinde gizli bir araçtır. Kendimize bir şeyleri kabul ettirdiğimiz, en temel düzeyde kararlar verdiğimiz bir düşünce biçimidir. Sabah kahvesi, “şu kadar para kazansam yeter” gibi düşünceler, “hiç sorgulama, bunu böyle kabul et” diyen bir akıl yapısı ile işler.
Ama unutmamalı ki, bazen aksiyomları sorgulamak, hayatta daha özgür olmamıza da olanak tanır. Belki de kahve içmeden güne başlamak, gerçekten insan olmamıza engel değildir.
Bir bakarsınız, tembellik aksiyomunun yerine bir spor salonu üyeliği alırsınız ve kahve olmadan da günün ilk dakikalarını atlatabilirsiniz. Ama bunu bir kere sorgulamanız gerekir. Eğer sorgulamazsanız, o zaman kahve biter, pizzayı da yemeyip sağlıklı bir şeyler yerken düşünmeye devam edersiniz.
Aksiyomatik düşünce, hayatınızı daha rahat yaşamanız için size bir yol gösterici olabilir. Ama unutmayın, bir aksiyom ne kadar güçlü olursa olsun, bazen bir “Dur bakalım!” demek gerekir.