Kezzap Vücuda Dökülürse Ne Olur? Toplumsal Cinsiyet ve Sosyal Adalet Perspektifinden İnceleme
Kezzap: Fiziksel Bir Yaradan Fazlası
İstanbul’da yaşayan biri olarak, her gün sokakta, iş yerimde, toplu taşımada sürekli olarak toplumsal cinsiyetin, şiddetin ve adaletin farklı yönlerine tanıklık ediyorum. Bu tanıklıklar, bazen çok somut, bazen de soyut şekilde karşımıza çıkıyor. Bugün, sokakta veya medyada çok sık karşılaşmasak da, toplumsal cinsiyet, şiddet ve sosyal adalet açısından önemli bir soruna odaklanmak istiyorum: Kezzapla saldırılar. Kezzap, genellikle insanlar arasında güç ve iktidar ilişkilerinin şiddetle pekiştirildiği, bir öfke ve intikam aracı olarak kullanılıyor. Kezzap, sadece fiziksel yaralar açmakla kalmaz; toplumsal yapıyı, cinsiyet rollerini ve eşitlik mücadelesini de derinden etkiler.
Kezzapla saldırılar, genellikle kadınlara yönelik olduğu için toplumsal cinsiyet eşitsizliği çerçevesinde değerlendirilebilecek büyük bir sorundur. Ancak, bu sorunun sadece bir fiziksel yaradan ibaret olmadığını, toplumda nasıl yankı bulduğunu ve şiddetin mağdurları üzerindeki kalıcı etkilerini de anlamak gerekiyor.
Kezzapla Saldırı ve Kadınlar: Şiddetin Toplumsal Cinsiyet Boyutu
Birkaç hafta önce, İstanbul’un yoğun caddelerinden birinde yürürken bir kadınla karşılaştım. Yüzünde yara izleri vardı; durumu belli ki hala iyileşmeye çalışıyordu. Konuşurken, gözlerindeki derin acıyı görmek çok zorladı beni. “Kezzapla saldırıya uğradım” dedi. Bu tür olaylar maalesef toplumsal yapımızın derinliklerinde gizli bir şiddet biçimi olarak var. Birçok kadın, sadece toplumun “kadınlık” normlarına uymadığı için, ya da ayrılmak istediği bir erkekten intikam almak amacıyla, kezzap saldırılarının kurbanı oluyor. Bu şiddet biçimi, sadece fiziksel bir saldırı değil, aynı zamanda toplumsal cinsiyetin ve kadının toplumsal konumunun ne kadar “değersiz” kabul edildiğini de gözler önüne seriyor.
Toplum, kadınları genellikle ikincil birer varlık olarak gördüğü için, kezzap gibi acımasız yöntemlerle bir kadını cezalandırmak, onu toplumsal yaşamdan dışlamak, ona bir ders vermek gibi algılar oluşturuluyor. Kadınlar, bazen eşitlik talep ettikleri, bazen de özgürlüklerini savundukları için bu tür saldırılara uğruyor. Birçok kadının bu tür saldırılarla yaşamını kaybetmesi veya hayatının geri kalanını travmalarla geçirmesi, toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin bir sonucudur.
Kezzap Saldırıları ve Toplumsal Cinsiyet Eşitsizliği
Kezzap saldırılarının toplumsal cinsiyet eşitsizliğine etkisi, bu tür olayların sadece kadınları değil, toplumun tüm yapılarını nasıl dönüştürdüğünü gösteriyor. Bu tür şiddet, bir erkeğin, kadına olan hakimiyetini, onu istenilen yere koyma arzusunu açığa çıkarıyor. Buradaki en tehlikeli şey, bu tür saldırıların bir tür “eğitim” gibi görülmesidir. Toplumun bir kesimi, kadına yönelik şiddetin “düzelten” bir özellik taşıdığına inanabiliyor.
Kezzapla saldırıların kadınları hedef almasının arkasında, onların “yanlış” bir şey yapmalarını, “toplumsal normlara” uymamalarını cezalandırma düşüncesi yatıyor. Bu saldırılar, toplumsal cinsiyetin ve normların nasıl derinlere işlediğinin bir göstergesi. Toplum, kadını nesne olarak görüp, ona hükmetmeye çalışırken, bir kadının karşı çıktığı her hareket, bu tür fiziksel saldırılara kadar uzanabiliyor.
Erkekler de Kezzapla Saldırılara Uğruyor Mu?
Evet, kezzapla saldırılar sadece kadınlara değil, erkeklere de yöneltiliyor. Ancak bu tür saldırılar daha nadir görülüyor. Bunun başlıca nedeni, toplumsal cinsiyet rollerinin erkekleri genellikle “koruyucu” veya “güçlü” pozisyonlara yerleştirmesidir. Bu durum, erkeklerin şiddet görmesini daha az olası kılıyor. Ama bu durum, kezzap gibi acımasız saldırıların erkeklere yönelik olmadığı anlamına gelmiyor. Kezzapla saldırılar, toplumsal yapının eşitsizliğini ortaya koyan bir başka boyut oluşturuyor.
Sosyal Adalet ve Kezzap Saldırılarına Karşı Mücadele
Kezzapla saldırılar, aynı zamanda sosyal adaletin ne kadar önemli bir konu olduğunu da gösteriyor. Bu tür olaylara karşı toplumsal farkındalık arttıkça, yavaşça da olsa değişim başladı. Ancak değişimin hızı ve büyüklüğü, hala çok yavaş. Kezzapla saldırıların yasalarla daha fazla cezalandırılması gerektiği bir gerçek. Fakat sosyal adaletin sağlanması yalnızca hukuki düzenlemelerle sınırlı kalmamalı. Bu saldırıların temelinde yatan toplumsal cinsiyet eşitsizliği, kadınlara karşı kültürel ve toplumsal önyargılarla mücadele edilmesi gerektiğini gösteriyor.
Bursa’da gönüllü çalıştığım bir kadın hakları derneği üzerinden bu tür olayların sıklığını, kadınların karşılaştığı şiddeti daha yakından gözlemledim. Kadınların yaşadığı şiddet, sadece fiziksel değil, aynı zamanda psikolojik ve sosyal olarak da büyük bir yıkıma yol açıyor. Kezzapla saldırılar gibi, toplumu derinden sarsan şiddet olayları, sosyal adaletin ne kadar eksik olduğunu, kadınların hala kendilerini güvende hissetmediklerini ortaya koyuyor.
Sonuç: Şiddet Herkesi Etkiler
Kezzapla yapılan saldırılar, hem fiziksel hem de toplumsal olarak çok büyük yaralar açar. Bu tür şiddet yalnızca kurbanı değil, toplumun her bireyini etkiler. Toplumsal cinsiyet eşitsizliği ve sosyal adaletin eksikliği, bu tür olayları her geçen gün daha da yaygınlaştırmaktadır. Kadınlar ve erkekler, toplumun kendilerine biçtiği rollerin ve bu tür şiddetlerin kurbanı olmasınlar diye daha fazla farkındalık yaratmalı ve birlikte mücadele etmeliyiz. Kezzap saldırılarından korunmanın yolu, toplumsal cinsiyet eşitliğini sağlamak, bu tür şiddet biçimlerine karşı toplumsal bir duruş sergilemekten geçiyor.